Milliyetçi Hareket Partisi genel Başkanı Devlet Bahçeli salı günleri yaptığı grup toplantısı yerine basının karşısına geçerek gündemle alakalı önemli açıklamalarda bulundu. Bahçeli açıklamasında İsrail'in Filistin'lilere uyguladığı yaklaşımı zulüm olarak değerlendirirken milli güvenliği tehdit eden olaylarada değindi. Bahçeli'nin basına yaptığı çarpıcı açıklamalardan bazı başlıklar şu şekilde.
İsrail’in Filistinli Müslümanlara yönelik tahammülsüz ve tahakkümcü yaklaşımı son günlerin en sıcak, en can yakan konusudur.
İlk kıblemiz olan, mukaddesatımızda ayrıcalıklı bir yeri bulunan Mescid-i Aksa 14 Temmuz 2017 tarihinde İsrail tarafından ablukaya alınmıştır.
Bunun yanı sıra ibadete kapatılmış, mahzun mabedimize giriş çıkışlar engellenmiştir.
İsrail bu tutum ve tavrıyla büyük bir insanlık ve vicdan suçuna imza atmıştır.
Doğu Kudüs’ün işgal edildiği 1967 yılından bu tarafa ilk kez ezan okunamamış, Cuma Namazı kılınamamıştır.
İsrail, Harem-i Şerif’in tarihi ve manevi statüsüne pervasızca saldırmıştır.
Türkiye’nin çok cepheden önü kesilmek, iradesine ipotek koyulmak istenmektedir.
Ülkemiz; bekasına yan bakan, diş bileyen, dinamitlemek isteyen her türlü çevre, oluşum, grup, örgüt ve yapıyla korkusuzca, kıran kırana bir mücadele halindedir.
İç ve dış mihraklar Türkiye’ye boyun eğdirmek için son kozlarını oynamaktadır.
Milli güvenliğimize gölge düşürmek için rekabet halinde olan medenisi, ilkeli, cahili, canisi, adisi, katili ve zulmetin tüm ahalisi karşımızda sıra sıra dizilmişlerdir.
Tehlike çok yakındır.
Tehdit algısı çok yüksektir.
Milli mukavemeti kırmak, milli birlik ruhunu yıkmak isteyen iç ve dış güçler kanlı kalemle yazılan hıyanet senaryosunu sahnelemek için gemi azıya almışlardır.
Türk milleti zalimlere aldanmayacak, bunlar karşısında diz çökmeyecektir.
Hero tişörtü giyen namertler kazanamayacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti; devleti ve milletiyle bir ve beraberliğini, ayrılmaz ve bölünmez bütünlüğünü ona buna harcatmayacak, heba ettirmeyecektir.
Konu vatan olunca, konu millet olunca, konu devlet olunca irademiz katı ve kesindir.
Bu uğurda taviz yoktur, teslimiyetin esamisi okunmayacaktır.
Hiçbir sefil, hiçbir çürümüş karşımıza çıkamayacak, çıkmaya cüret etse bile bizimle, bu büyük milletle baş edemeyecektir.
Zor, oyunu her zaman bozmuştur.
İman, ihaneti her zaman yenmiştir.
Terör örgütleri, arkalarındaki destekçileri, asırlık plan ve hesaplar yoluyla Türkiye’nin başına çorap örmeye, bağımsızlığını sabote etmeye eşgüdüm halinde çalışmaktadır.
İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi’nin geçtiğimiz Pazar günü, bir televizyon kanalında YPG’yle işbirliği yaptıklarını itiraf etmesi, daha ileri giderek FETÖ’yü bir terör örgütü görmediklerini vurgulaması elbette sözün anlamını kaybettiği noktaya işarettir.
Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve diplomatik kuşatmayla yılması, teslim bayrağını çekmesi amaçlanmaktadır.
Batı başkentlerinde bizim katil dediklerimiz kahraman muamelesi, hak ve özgürlük savaşıcısı görülmektedir.
Hamd olsun Türk milleti onurunu, yaşama iradesini asla yitirmemiştir.
Bizim için Ya İstiklal Ya Ölüm parolası milli şuur ve vicdan rehberidir.
Yabancı devletlerin tehditlerine pabuç bırakan, ayak oyunlarına düğme ilikleyen, himaye ve vesayetlerini gönüllüce kabul eden milletler acizdir, müstemlekedir ve esareti hak edenlerdir.
Türk milleti asla böyle bir seviyesizliğe düşmeyecek, efendilik taslayanları, parmak sallayanları her zaman, her zeminde şaşkına çevirecektir.
Haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşayacağız.
Tam bağımsızlıktan ödün vermeyeceğiz.
Almanya ile gerilen ilişkileri bu çerçevede ele almak sanıyorum isabetli olacaktır.
İstanbul Büyükada’da gözaltına alınan, daha sonra 18 Temmuz’da tutuklanan sözde aktivistler arasında bir Alman vatandaşının da bulunuyor olması Türkiye-Almanya ilişkilerinde bir gedik daha açmıştır.
Şu işe bakınız ki, ajanların yeni maskesi olan aktivistlik 15 Temmuz’dan beri daha da gündemdedir.
Bu aktivistler her ne hikmetse sürekli Türkiye aleyhine olan fiillerin merkezindedir.
Acaba bunların Büyükada’da ne işi vardır?
Toplanacak başka yer mi bulamamışlardır?
15 Temmuz Gecesi aynı yerde buluşup FETÖ kalkışmasının başarıya ulaşmasıyla ilgili planlar yapan casuslardan sonra, şu an tutuklu olan aktivistler bu kez neyin peşine düşmüşlerdir?
Türkiye yolgeçen hanı mıdır?
Bu artis ve aktivist makyajlı işbirlikçiler neye ve kimlere hizmetle görevlidirler?
Şayet bu şahısların yargı sürecinden sonra herhangi bir suçları olmadığı tespit edilirse söylenecek bir şey zaten yoktur.
Şayet varsa hiç kimsenin, bilhassa Almanya’nın söz söylemeye yüzü katiyen olmayacaktır.
Almanya niye bu kadar asabidir?
Niye bu denli korku içindedir?
Hangi ilişki ağlarının açığa çıkmasından endişe duymaktadır?
Madem kendi vatandaşının tutuklanmasından rahatsızdır, o halde, bizim ülke olarak iadesini istediğimiz hainleri, suçluları niye korumaya alacak kadar pişkindir?
Almanya bugüne kadar terör örgütlerine kucak açmıştır.
Türk ve Türkiye düşmanlarına kol kanat germiştir.
PKK, FETÖ, DHKP-C bu ülkede yuvalanmış, yardım görmüşlerdir.
Türkiye’nin Ortadoğu ve küresel siyaset denkleminde elini kolunu bağlamaya dönük kurnazlıkları, dirilen milli şuuru bastırmaya yönelik kumpasları şüphesiz elimizin tersiyle iteceğimiz iyi bilinmelidir.
Bunun adı Almanya olmuş, İngiltere olmuş, ABD olmuş; milli kural değişmeyecektir.
Türk milleti her türlü saldırıyı birlik ve beraberlik içinde aşmaya muktedirdir.
Bizim hiç kimseden öğrenecek bir şeyimiz yoktur.
Bizim medeniyet ve gelişmişlik dersi almaya ihtiyacımız da yoktur.
Dileğim Almanya ve diğer ülkelerle ilişkilerin çıkarlara dayalı ve olumlu bir seyir izlemesidir.
Ancak ille de iyi olacağız diye Türkiye’nin ajan, işbirlikçi ve hainlere sessiz kalması, baskı, dayatma ve küçümsemeleri görmezden gelmesi akla ve mantığa da uymayacaktır.
Kaldı ki böylesi karanlık bir dünya henüz bizim açımızdan keşfedilmemiştir.





