Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ayasofya’da gerçekleştirilen Yeditepe Bienali’nin açılış törenine katıldı. Cumhurbaşkanlığı’nın himayesinde Fatih Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı’nın öncülüğünde düzenlenen bienalin açılış töreninde, Cumhurbaşkanı Erdoğan bir konuşma yaptı.
“İSTANBUL’UN BİZATİHİ KENDİSİ SANAT GALERİSİDİR”
Sergi ve bienallerin genelde kapalı mekânlarda icra edildiğine ve bu durumun çoğu zaman eserlerin geniş kitlelere ulaşmasını engellediğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yeditepe Bienali’nin bu tür organizasyonlarda sıkça tekrarlanan bu yanlışı düzelttiğini görmekten de memnun olduğunu belirtti.
İstanbul’un bizatihi kendisinin, her köşesi ayrı bir medeniyetin, farklı bir kültürün eserleriyle dokunmuş bir sanat galerisi; özellikle tarihî yarımadanın devasa bir açık hava müzesi olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bienalde Ayasofya’dan ve yarımadadaki 30 tarihî mekândan istifade edilmesini kıymetli bulduğunu dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 45 gün boyunca düzenlenecek sergi, seminer, panel ve konferansların, yapılacak film gösterimlerinin ve müzik dinletilerinin İstanbul’un kültür hayatına canlılık katacağını kaydederek, projenin hayata geçirilmesinde katkısı olanlara teşekkür etti.
“BİZİM GELENEĞİMİZDE SANATKÂR, ALLAH’IN GÜZELLİĞİNİ TAŞA, KÂĞIDA, AHŞABA, DEMİRE İŞLEYENDİR”
İslam medeniyetinde ihtişam ile sadeliğin, vakar ile tevazunun, yeni ile eskinin, dünya ile ahiretin iç içe ve bir arada olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim geleneğimizde sanatkâr, tabiatta Allah’ın güzelliğini gören ve bu güzelliği taşa, kâğıda, ahşaba, demire işleyendir. Medeniyetimizdeki her bir sanat eserinin güzelliği, zarafeti yanında bize kulluğumuzu, bu dünyadaki asıl var oluş gayemizi de hatırlatmasının sırrı işte budur” diye konuştu.
Ülkenin dört bir yanında bu coğrafyanın pek çok medeniyete beşiklik yaptığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ancak, millet olarak diğer pek çok konuda olduğu gibi, burada da elimizdeki hazinenin kıymetini bilmiyoruz. ‘O mahiler ki derya içredirler, deryayı bilmezler’, böyle bir durumumuz var. Ne kendimize ne de yurt dışına bu güzellikleri layıkıyla tanıtabiliyoruz, adeta müflis tüccar gibiyiz” değerlendirmesinde bulundu.
“TARİHÎ CAMİLERİMİZİN BİR KISMI MÜZEYE, BİR KISMI DEPOYA ÇEVRİLDİ”
Bunda, bir dönem Türkiye’ye hâkim olan zihniyetin etkili olduğunu, uzun yıllar sanat, kültür ve tarih deyince sadece belli bir dönemi ve belli bir kalıbı esas alan, kısır ve dar bir bakış açısının esiri olunduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizans’tan çok Bizansçı, Batıdan ziyade Batıcı, ama her hâlükârda milletin değerleriyle' kavgalı bu zihniyet, ecdadın bize bıraktığı mirasın kıymetini de bilememiştir” dedi.
Tarihî camilerin bir kısmının müzeye, bir kısmının depoya, bir kısmının ahıra çevrildiğini ve içlerindeki yüzlerce nadide eserin talan edildiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dönemin CHP’si asırlık kültür hazinemizi kendi ifadeleriyle ‘bir gerilik numunesi’ olarak kabul etmiştir. Ecdat mirasının ‘kat’î bir tasfiyeye tâbi tutulması gerektiğini’ yine bizzat kendileri ifade etmiştir” sözlerine yer verdi.
Bu sakat anlayıştan İslam sanat eserlerinin de etkilendiğini; Kur’an-ı Kerim eğitiminin dahi ancak gizli yapılabildiği o günlerde hat, ebru ve tezhip gibi İslam sanatlarının da yok sayıldığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, o dönemde sanat denince yalnızca çağdaş sanatların anlaşıldığını, bunların dışındaki sanat dallarında eser veren sanatçıların dışlanıp adeta ademe mahkûm edildiğini dile getirdi.
“SANATÇILARIMIZIN MEHMETÇİKLERİMİZE MORAL VERMESİNE DAHİ TAHAMMÜL GÖSTEREMEDİLER”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu tepeden inmeci, baskıcı, jakoben anlayışın bugün de bazı sözüm ona sanat çevrelerinde devam ettiğine şahit oluyoruz. Kendi ideolojilerini paylaşmayan, bunların diktasına boğun eğmeyen sanatçılarımıza yönelik en şiddetli saldırılar bunlardan geliyor. Gezi olaylarına destek vermeyen sanatçılarımızın bu çevrelerce nasıl hedef gösterildiğini gayet iyi biliyoruz. Çapulcularla kol kola yürümedikleri, vandallığa, sokak terörüne prim vermedikleri için sanatçılarımızın nelerle tehdit edildiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Atalar, ‘can çıkar huy çıkmaz’ diyor. Bunlar da bir türlü kötü huylarından vazgeçmiyor, milletimizden yedikleri onca şamara rağmen bir türlü akıllarını başlarına toplamıyorlar.”
Bu çevrelerin Gezi’de yaptıklarını, Zeytin Dalı Harekâtına destek için bölgeye giden sanatçılara da yaptığına değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “O zaman sanatçılarımızı nasıl linç ettilerse, bugün de aynı ahlaksızlığı, aynı haydutluğu sergilediler. Sanatçılarımızın ülkemiz için canlarını hiçe sayan Mehmetçiklerimize moral vermesine dahi tahammül gösteremediler” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Sırf yerli ve millî bir duruş sergilediler diye, askerlerimize moral verdiler diye o sanatçılarımıza edilmedik hakaret bırakmadılar. Bunların lümpen mahalle kabadayılarından inanın hiçbir farkı yoktur, onlar gibidir. Bunlar zihniyet itibarıyla modern bedevilerdir. Kendi küçük kabilelerinden olmadığı sürece, ne kadar büyük olursa olsun ne bir sanatçının, ne de bir sanat eserinin bunların kıymeti vardır. Kabile üyelerine ise hangi suçu işlerse işlesin, yaptığı iş ne kadar değersiz olursa olsun, sonuna kadar sahip çıkarlar. Bunların gözünde vatana ihanet etsen bile, menfaat grubuna ihanet etmediğin sürece makbulsün. Nitekim bölücü terör örgütüne aleni destek veren Türkiye düşmanı çevrelere taşeronluk yapan, sabah-akşam ülkemizi kötüleyen sözde sanatçıları hâlâ baş tacı etmelerinin yegâne sebebi de budur.”
“İSTANBUL’UN BİZATİHİ KENDİSİ SANAT GALERİSİDİR”
Sergi ve bienallerin genelde kapalı mekânlarda icra edildiğine ve bu durumun çoğu zaman eserlerin geniş kitlelere ulaşmasını engellediğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yeditepe Bienali’nin bu tür organizasyonlarda sıkça tekrarlanan bu yanlışı düzelttiğini görmekten de memnun olduğunu belirtti.
İstanbul’un bizatihi kendisinin, her köşesi ayrı bir medeniyetin, farklı bir kültürün eserleriyle dokunmuş bir sanat galerisi; özellikle tarihî yarımadanın devasa bir açık hava müzesi olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bienalde Ayasofya’dan ve yarımadadaki 30 tarihî mekândan istifade edilmesini kıymetli bulduğunu dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 45 gün boyunca düzenlenecek sergi, seminer, panel ve konferansların, yapılacak film gösterimlerinin ve müzik dinletilerinin İstanbul’un kültür hayatına canlılık katacağını kaydederek, projenin hayata geçirilmesinde katkısı olanlara teşekkür etti.
“BİZİM GELENEĞİMİZDE SANATKÂR, ALLAH’IN GÜZELLİĞİNİ TAŞA, KÂĞIDA, AHŞABA, DEMİRE İŞLEYENDİR”
İslam medeniyetinde ihtişam ile sadeliğin, vakar ile tevazunun, yeni ile eskinin, dünya ile ahiretin iç içe ve bir arada olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim geleneğimizde sanatkâr, tabiatta Allah’ın güzelliğini gören ve bu güzelliği taşa, kâğıda, ahşaba, demire işleyendir. Medeniyetimizdeki her bir sanat eserinin güzelliği, zarafeti yanında bize kulluğumuzu, bu dünyadaki asıl var oluş gayemizi de hatırlatmasının sırrı işte budur” diye konuştu.
Ülkenin dört bir yanında bu coğrafyanın pek çok medeniyete beşiklik yaptığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ancak, millet olarak diğer pek çok konuda olduğu gibi, burada da elimizdeki hazinenin kıymetini bilmiyoruz. ‘O mahiler ki derya içredirler, deryayı bilmezler’, böyle bir durumumuz var. Ne kendimize ne de yurt dışına bu güzellikleri layıkıyla tanıtabiliyoruz, adeta müflis tüccar gibiyiz” değerlendirmesinde bulundu.
“TARİHÎ CAMİLERİMİZİN BİR KISMI MÜZEYE, BİR KISMI DEPOYA ÇEVRİLDİ”
Bunda, bir dönem Türkiye’ye hâkim olan zihniyetin etkili olduğunu, uzun yıllar sanat, kültür ve tarih deyince sadece belli bir dönemi ve belli bir kalıbı esas alan, kısır ve dar bir bakış açısının esiri olunduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizans’tan çok Bizansçı, Batıdan ziyade Batıcı, ama her hâlükârda milletin değerleriyle' kavgalı bu zihniyet, ecdadın bize bıraktığı mirasın kıymetini de bilememiştir” dedi.
Tarihî camilerin bir kısmının müzeye, bir kısmının depoya, bir kısmının ahıra çevrildiğini ve içlerindeki yüzlerce nadide eserin talan edildiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dönemin CHP’si asırlık kültür hazinemizi kendi ifadeleriyle ‘bir gerilik numunesi’ olarak kabul etmiştir. Ecdat mirasının ‘kat’î bir tasfiyeye tâbi tutulması gerektiğini’ yine bizzat kendileri ifade etmiştir” sözlerine yer verdi.
Bu sakat anlayıştan İslam sanat eserlerinin de etkilendiğini; Kur’an-ı Kerim eğitiminin dahi ancak gizli yapılabildiği o günlerde hat, ebru ve tezhip gibi İslam sanatlarının da yok sayıldığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, o dönemde sanat denince yalnızca çağdaş sanatların anlaşıldığını, bunların dışındaki sanat dallarında eser veren sanatçıların dışlanıp adeta ademe mahkûm edildiğini dile getirdi.
“SANATÇILARIMIZIN MEHMETÇİKLERİMİZE MORAL VERMESİNE DAHİ TAHAMMÜL GÖSTEREMEDİLER”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu tepeden inmeci, baskıcı, jakoben anlayışın bugün de bazı sözüm ona sanat çevrelerinde devam ettiğine şahit oluyoruz. Kendi ideolojilerini paylaşmayan, bunların diktasına boğun eğmeyen sanatçılarımıza yönelik en şiddetli saldırılar bunlardan geliyor. Gezi olaylarına destek vermeyen sanatçılarımızın bu çevrelerce nasıl hedef gösterildiğini gayet iyi biliyoruz. Çapulcularla kol kola yürümedikleri, vandallığa, sokak terörüne prim vermedikleri için sanatçılarımızın nelerle tehdit edildiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Atalar, ‘can çıkar huy çıkmaz’ diyor. Bunlar da bir türlü kötü huylarından vazgeçmiyor, milletimizden yedikleri onca şamara rağmen bir türlü akıllarını başlarına toplamıyorlar.”
Bu çevrelerin Gezi’de yaptıklarını, Zeytin Dalı Harekâtına destek için bölgeye giden sanatçılara da yaptığına değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “O zaman sanatçılarımızı nasıl linç ettilerse, bugün de aynı ahlaksızlığı, aynı haydutluğu sergilediler. Sanatçılarımızın ülkemiz için canlarını hiçe sayan Mehmetçiklerimize moral vermesine dahi tahammül gösteremediler” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Sırf yerli ve millî bir duruş sergilediler diye, askerlerimize moral verdiler diye o sanatçılarımıza edilmedik hakaret bırakmadılar. Bunların lümpen mahalle kabadayılarından inanın hiçbir farkı yoktur, onlar gibidir. Bunlar zihniyet itibarıyla modern bedevilerdir. Kendi küçük kabilelerinden olmadığı sürece, ne kadar büyük olursa olsun ne bir sanatçının, ne de bir sanat eserinin bunların kıymeti vardır. Kabile üyelerine ise hangi suçu işlerse işlesin, yaptığı iş ne kadar değersiz olursa olsun, sonuna kadar sahip çıkarlar. Bunların gözünde vatana ihanet etsen bile, menfaat grubuna ihanet etmediğin sürece makbulsün. Nitekim bölücü terör örgütüne aleni destek veren Türkiye düşmanı çevrelere taşeronluk yapan, sabah-akşam ülkemizi kötüleyen sözde sanatçıları hâlâ baş tacı etmelerinin yegâne sebebi de budur.”





